Günler geçiyor. Saatler geçiyor. Dakikalar geçiyor. Saniyeler geçiyor.
Her şey, ters gitmek zorunda olduğunu ispatlamak istermişçesine; parça parça, kanata kanata, acıta acıta, yavaş yavaş seni boğuyor. Ölmediğin için şükretmeni bekleyen insanlardan kaçabileceğin kapılar, ellerini parçalarcasına tırmalayabileceğin duvarlar yok etrafında. Bomboş bir alanda dimdik durmanı bekleyenler var. İnsanlar var.
Seni izliyorlar. Seni boğuyorlar. Seni soluyorlar.
Ellerin titriyor sinirden. Bacakların bir daha hareket edemeyecekmişçesine kaskatı kesilmiş. Yere öyle sağlam basıyorsun ki, tanrım öyle güçlü görünüyorsun ki, aklından geçenleri bilmesem bu görüntüne kanabilirdim. Yemin ederim sana inanabilirdim.
Oysa, tükeniyorsun. Oysa, tüketiyorlar.
Her gece, kesinlikle her gece, mutsuzluk sarıyor bedenini. Öyle soğuk ki, önce ürperiyorsun. Sonra alışıyorsun. Ve sonra teslim oluyorsun, yıllardır beklediğin mutlulukmuş gibi. Seni ele geçiriyor. Adeta sen oluyor. Tanrım, hayallerin ellerinden kayıp gidiyor. Tutamıyorsun. Ellerin de kaskatı kesiliyor. Düşüncelerini de bedeninle birlikte dondurmak istercesine sürekli aynı şeyi tekrarlıyorsun:
“Düşünme. Az kaldı. Geçecek. Geçmek zorunda.”
Etrafında kimse yok. Terk edilmek isteyecek kadar kalabalıklar içindesin. Etrafında kimse yok ve bu seni öldürüyor. İflah olmaz bir bencil değilmişçesine insanlara mutluluklar vaadediyorsun. Mutluluklarını onlara bağışlıyorsun. Tutamayacağın sözler veriyorsun. Sahiplenemeyeceğin gülümsemeler ediniyorsun. Benimseyemeyeceğim mimikler yerleştiriyorsun suratına.
Ah, ne kadar da gerçek duruyorsun.
Gözlerindeki nefreti hissedebiliyorum. Gözlerindeki hüzne dokunabiliyorum. Düşüncelerin ölmüş bir kuş kadar gerçek. Düşüncelerin katledilmiş bir çocuk kadar somut. Düşüncelerin seni öldürebilecek kadar karşı konulmaz. Ancak -gökyüzünü bile şaşırtacak şekilde- biliyorsun ki, bu sefer kaybeden sen olmayacaksın. Biliyorsun ki, iyileşecek yaraların. Biliyorsun ki, kabuk bağlayacak her biri, zamanla.
Onlar bilmiyorlar ama, geçecek.
Önce tekrar yürümeyi öğreneceksin. Ardından hissetmeyi. Düşüncelerin, sanki aksi hiç gerçekleşmemişçesine, sana itaat edecek. Bu sefer kendine mutluluklar bağışlayacaksın. Duvarlar örüp, duvarlar yıkacaksın. Belki bir adamın içindeki çocuğu öldüreceksin, belki de o çocuğa hapsolacaksın. Mutluluktan parmak uçların uyuşacak. Sadece, sabret. Sadece biraz sabret.
“Düşünme. Az kaldı. Geçecek. “
Onlar bilmiyorlar ama,
Bitecek.