Ghost

takip meselesi

Yalanlar,yalanlar,yalanlar;bulutların ardındaki güneş gibi gerçek.

Az kaldı.
Biliyorum.
Hem de çok az.
Gün sayıyorum yine…Kaç yıl,kaç ay,kaç gün,kaç gece,kaç saat oldu söyleyebilirim sana.Ama ne işe yarar ki?

Uzaktan uzağa yanlış anlıyoruz,yanlış anlatıyoruz birbirimizi.Bilmiyor muyum sanıyorsun?Peki ya sen?Kaçıyorsun her zamanki gibi.Kurduğun saçma düzenin arkasına sığınıyorsun.Kör numarası yapıyorsun.Gizliden gizliye sen de izliyorsun belki.Anlam veremiyorsun her adım atışında beni görmelerine.Belki de ‘yılanın sevmediği ot burnunda bitermiş’ diyorsun içinden,dışından…Hatırlamak zor geliyor sana,acı geliyor.Her zamanki gibi düz yolu seçiyorsun.

Korktuğundan değil mi hep?Bu kaçışların…Yalanların…Umursamazlıktan gelmelerin,sonra yine bir pot kırıp kendini ele vermelerin…Ben yine çok mu ince düşünüyorum yoksa?

Keşke öyle olsa.

[Flash 9 is required to listen to audio.]

Goodbye Girl

Rumer

Ben şimdi özlüyorum. Seni. En çok seni. Sonra kaybolanları,yitirdiklerimizi.

Üzülüyorum tüketemediğimiz onca şey için. Sen için,ben için.

Ve geri sayıyorum sana ne kadar kaldı diye.

Ne yağmur vardı,ne güneş…Olabildiğine kuytu,alabildiğine dolu bir şehrin içinde bir adam ve bir kadındık.Birimizin düşleri mavi,birimizin yüreği;kaybolduk sokaklarında bilemediğimiz bir şehrin.

[Flash 9 is required to listen to audio.]

Eylül

Pinhâni

Bu yağmurda hiç kimse ıslanmazmış.

[Flash 9 is required to listen to audio.]

Yıldızlar

Pinhâni

Bi şarkıyı dinlerken arkada varlığını hissetmek güzel.

Yok(!)luğunsa aşikar.

Tektin.Bu şehirden,bu kalabalıktan-boşluktan beni çekip aldığın an tekti.O 4 saat olmadı bir daha. Bana bir daha öyle sarılan olmadı. Ruhum değmedi kimseye senden sonra.Ellerim değmedi.

Şimdi yine o “gelecek zaman kipleri”ne sığındım ben.

Başka çarem de yok zaten.

[Flash 9 is required to listen to audio.]

Günler geçiyor. Saatler geçiyor. Dakikalar geçiyor. Saniyeler geçiyor.

Her şey, ters gitmek zorunda olduğunu ispatlamak istermişçesine; parça parça, kanata kanata, acıta acıta, yavaş yavaş seni boğuyor. Ölmediğin için şükretmeni bekleyen insanlardan kaçabileceğin kapılar, ellerini parçalarcasına tırmalayabileceğin duvarlar yok etrafında. Bomboş bir alanda dimdik durmanı bekleyenler var. İnsanlar var.

Seni izliyorlar. Seni boğuyorlar. Seni soluyorlar.

Ellerin titriyor sinirden. Bacakların bir daha hareket edemeyecekmişçesine kaskatı kesilmiş. Yere öyle sağlam basıyorsun ki, tanrım öyle güçlü görünüyorsun ki, aklından geçenleri bilmesem bu görüntüne kanabilirdim. Yemin ederim sana inanabilirdim.

Oysa, tükeniyorsun. Oysa, tüketiyorlar

Her gece, kesinlikle her gece, mutsuzluk sarıyor bedenini. Öyle soğuk ki, önce ürperiyorsun. Sonra alışıyorsun. Ve sonra teslim oluyorsun, yıllardır beklediğin mutlulukmuş gibi. Seni ele geçiriyor. Adeta sen oluyor. Tanrım, hayallerin ellerinden kayıp gidiyor. Tutamıyorsun. Ellerin de kaskatı kesiliyor. Düşüncelerini de bedeninle birlikte dondurmak istercesine sürekli aynı şeyi tekrarlıyorsun:

“Düşünme. Az kaldı. Geçecek. Geçmek zorunda.”

Etrafında kimse yok. Terk edilmek isteyecek kadar kalabalıklar içindesin. Etrafında kimse yok ve bu seni öldürüyor. İflah olmaz bir bencil değilmişçesine insanlara mutluluklar vaadediyorsun. Mutluluklarını onlara bağışlıyorsun. Tutamayacağın sözler veriyorsun. Sahiplenemeyeceğin gülümsemeler ediniyorsun. Benimseyemeyeceğim mimikler yerleştiriyorsun suratına.

Ah, ne kadar da gerçek duruyorsun.

Gözlerindeki nefreti hissedebiliyorum. Gözlerindeki hüzne dokunabiliyorum. Düşüncelerin ölmüş bir kuş kadar gerçek. Düşüncelerin katledilmiş bir çocuk kadar somut. Düşüncelerin seni öldürebilecek kadar karşı konulmaz. Ancak -gökyüzünü bile şaşırtacak şekilde- biliyorsun ki, bu sefer kaybeden sen olmayacaksın. Biliyorsun ki, iyileşecek yaraların. Biliyorsun ki, kabuk bağlayacak her biri, zamanla. 

Onlar bilmiyorlar ama, geçecek.

Önce tekrar yürümeyi öğreneceksin. Ardından hissetmeyi. Düşüncelerin, sanki aksi hiç gerçekleşmemişçesine, sana itaat edecek. Bu sefer kendine mutluluklar bağışlayacaksın. Duvarlar örüp, duvarlar yıkacaksın. Belki bir adamın içindeki çocuğu öldüreceksin, belki de o çocuğa hapsolacaksın. Mutluluktan parmak uçların uyuşacak. Sadece, sabret. Sadece biraz sabret.

“Düşünme. Az kaldı. Geçecek. “

Onlar bilmiyorlar ama,

Bitecek.

(Source: bordobulut)

Birlikte ölmek için dualar ederdik,

                                       -şimdi,yanındayken, ölmekten korkuyorum.

Hep uzamak isterdi muhabbetler ;

-    doğru kişileri bulamadılar.

[Flash 9 is required to listen to audio.]

Zaman Beklemez

Pinhâni

Biliyorsun işte,hep aynı şeyler : Okul,dersler,yaşamak telaşı…Burada ol ve hepsini unutayım yeniden,arkadaş.Yine sarıl bana,yarını müjdele;birlikte üzülelim olamayacaklara.Astırma suratımı,gelecek zaman kiplerine dahi razıyım. Burda ol yeter ki,yeter ki kollarında olabileyim.

Sana hiç “hoşçakal” demedim ben,diyemedim,diyemem de.Çünkü sen benden hiç gitmedin ki,arkadaş.Gittiğin bu şehir oldu sadece.

Hayat,dedik.Bir yerden bir yere sürüklüyor insanı. “Sen bakma bunlara,buluruz bir yolunu” dedin ya sonra…O yol çok mu uzak,arkadaş?